|
TARİHİ
ESERLER
A) ARTUKLU
ESERLERİ
a)
KÖPRÜ
|
Köprünün üzerinde
herhangi bir kitabe olmadığından kesin yapılış tarihi
bilinemiyor . Sadece Ortaçağ tarihçilerinden İbn
Havkal köprünün 1116 yılında Artuklu Fahrettin
Karaaslan tarafından yapıldığını söylüyor; ancak bu
tarih, Karaaslan'ın babası Davut'un saltanat yıllarına
denk geliyor. Bu tarihi çelişkiyi bir yana bırakan
araştırmacılar, köprünün üzerindeki taşçı işaretleri
ve figürlerden hareket ederek, eserin Artuklular'a ait
olabileceğini söylüyorlar. Hasankeyf'in Müslümanların
eline geçmesini anlatan kaynakta burada açılıp kapanan
bir köprüden bahsedilmektedir. Bu yüzden köprünün
antik dönemlere ait olabileceği, veya antik temeller
üzerine Artuklular tarafından yapılmış olabileceği
ihtimali akla geliyor. Hasankeyf köprüsünün, Batman (Malabadi)
köprüsüyle benzer olması, Artuklular tarafından
yapıldığı ihtimalini güçlendiriyor . |
|
Kemer açıklığı itibarıyla
Ortaçağ'da yapılan köprülerinin en büyüğüdür. Ortadaki
büyük kemeri taşıyan iki orta ayağın arasındaki
açıklık 40 metredir.
Ayaklar, akıntı tarafında
üçgen, diğer tarafta da dairevi şekilde yapılmıştır.
Ayakların dış cephesi kesme taştan yapılmış, bu kesme
taşlar tek tek birbirine madenî kramplarla
kenetlenmiştir. Muhtemelen köprünün kemerleri de kesme
taşlardandı. Şu anda yıkılmamış olan doğudaki kemer,
hayret verici büyüklükteki kesme taşlardan örülmüştür.
Batıdaki yıkılmayan kemer ise; kırılma noktasına kadar
kesme taştan, ondan sonrası da yassı geniş tuğladan
örülmüştür. Araştırmalara göre köprünün en büyük
kemerinin orta kısmı ahşaptandı. |
 |
Düşman şehre saldırdığı zaman
bu ahşap kısım yerinden kaldırılır, düşmanın şehre girişi
engellenirdi. Bu özellik şehrin savunması açısından bir
avantaj ise de köprünün dayanaklığı açısından dezavantaj
olmuştur. Köprünün bir diğer ilginç özelliği de orta
ayakları üzerindeki figürlerdir. Tahrip oldukları için bu
figürlerin ne anlam ifade ettikleri tam bilinemiyor .
Eyyubiler döneminde 1349
tarihinde köprü Melik Adil tarafından tamir edilmiştir.
Ayrıca 15. asrın sonlarında Akkoyunlular zamanında da tamir
gördüğü tarihî kayıtlarda anlaşılmaktadır. Ne zaman yıkıldı
ise bilinmiyor.
b) BÜYÜK SARAY
|
 |
Kalenin kuzeyinde
Ulu Camii'nin altında yer almaktadır. Büyük ölçüde
yıkılmış ve göçükler altında kalmıştır. Kuzeye, nehre
bakan cephesi yuvarlak payandalarla desteklenmiştir.
Sarayın girişi bu cephenin ortasında yer alıyordu.
Kuvvetli ihtimalle alt katı dükkan ve depolardan, üst
katı ise meskenlerden oluşuyordu.
Yapının en önemli özelliği binadan bağımsız, giriş
kapısının karşısında dikdörtgen bir kulenin yükseliyor
olmasıdır. Burası kesme taşlardan örülmüş, köprü
ayaklarında olduğu gibi taşlar madeni kramplarla
kenetlenmiştir. Bu özelliğinden dolayı dibindeki
kasıtlı tahribata rağmen kule yıkılmamıştır. Burası ya
bir gözetleme kulesi; ya da yıldırımlık görevi
yapıyordu. Sarayın üzerinde hiç kitabe olmamakla
beraber, yapıdaki taşçı işaretleri köprüdeki
işaretlerle benzerlik arz ettiğinden Artuklular
tarafından yapıldığı söylenebilir.
|
B) EYYUBİ ESERLERİ
a) KALEDEKİ ULU CAMİ
|
Eser 1325 yılında
Eyyubi Muciruddin Muhammed tarafından yapıldı. Tarihi
kayıtlardan buranın bir kilise kalıntısı üzerinde inşa
edildiği anlaşılıyor. Giriş kapısının üzerindeki
kitabeden, birbirine eklenerek yapılan mekanlardan
eserin birçok değişikliğe uğradığı anlaşılıyor. Halen
Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altında olan minberin yan
ahşap parçalarının üzerinde ''798 (1396) senesinde
yaptı'' ibaresi yer almaktadır. 500 yıl önce yapılan
bu ahşap süslemelere ve güzel kitabeye hayran olmamak
mümkün değildir .
Minaresi ise cami gibi kısmen harap durumdadır. Moloz
taşlar ile yapılan minarenin kuzey cephesinde alçı
süsleme ve alçıdan yazılmış kitabe mevcuttur. Bu
kitabeden minarenin 927/1520 tarihinde yapıldığı
anlaşılıyor . |
 |
b) EL-RIZK CAMİİ
|
 |
Dicle
Nehrinin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer
almaktadır. Portal girişindeki kitabeden eserin Eyyubi
Sultanı Süleyman tarafından 811/409 tarihinde
yaptırıldığı
anlaşılmaktadır. Kitabenin orta kısanında bitkisel
süslemelerin içine Allah'ın doksan dokuz ismi
yazılmıştır .
Bu gün caminin asli
yapımdan, sağlam olarak sadece minare kalrnıştır.
Minarenin üzerindeki süsler, Arapça Kufi yazılar
hayranlık verecek kadar güzeldir. Minarenin en önemli
özelliği de çift merdivenli olmasıdır.
Bugün avlunun
güneyinde kalan duvar kalıntısı ise; caminin asıl
ibadet mekanının giriş kapısını, sağda ve solda iki
tane daha kapıyı içine almaktadır. Bu kapıların üstü
çok güzel ayet yazıları ile süslenmiş; ancak bu
yazılar büyük ölçüde harap olmuştur .Özellikle
ortadaki kapının süslemeleri bitkisel motiflerle
oyulmuş, taşları dikkate değerdir; ancak süslü
taşların çoğu düştüğünden eserin bütünündeki güzellik
kaybolmuştur .
|
c) SULTAN SÜLEYMAN CAMİİ
Cami minaresi kaidesinin doğu
cephesinde yer alan kitabeye göre eserin 809/1407 yılında
Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yapılmış. Minare;
bitişiğindeki avlu giriş kapısı, kapının güneyindeki çeşme
özenle kesme taşlardan yapılmış ve süslenmiştir. Çeşme
üzerindeki kitabeye göre burası yine Sultan Süleyman
tarafından 818/1416 tarihinde yaptırılmıştır .
Yapının en dikkate değer bölümü
minaresidir. Dikdörtgen olan minare kaidesinin her
cephesinde birer Arapça kufi yazı yer almaktadır. Kaidenin
üzerinde yükselen silindirik gövde şerefeye kadar dört
kuşaktan oluşur. Her kuşak farklı şekilde süslenmiştir.
Şerefeden yukarısı ise yıkılmıştır. Ne zaman ve nasıl
yıkıldığı pek bilinmiyor. Şu anda minare gövdesinde yıkılma
tehlikesi arz eden çatlaklar oluşmuştur .
Sultan Süleyman'ın mezarı,
ibadet mekanına girerken eyvanın doğusunda yer alan odacıkta
bulunmaktadır. Eser büsbütün harap ve sahipsiz olduğu için,
bugün mezar olduğu nerede ise belli değildir. Caminin
kubbesi ve kubbenin taçlandırdığı ibadet mekanının etrafı
alçılarla dikkat çekici şekilde süslenmiştir .
ç) KOÇ CAMİİ
|
Sultan Süleyman
Camii güneyinde yer alır. Genel özelliklerinden ve
alçı süslemelerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin
ediliyor. Yer yer sökülmesine rağmen; Hasankeyf’te en
canlı alçı süslemelere sahip eserdir. Etrafındaki
yapılardan bir külliye içinde yer aldığı anlaşılıyor.
Kitabesi olmadığından kesin olarak hangi tarihte ve
kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor . |
 |
d)
KIZLAR CAMİİ
Koç Camii’nin hemen
doğusunda yer alır. Kitabesi olmadığından yapılış tarihi ve
kimin tarafından yapıldığı bilinmiyor. Bu gün cami olarak
kullanılan eserin aslında bir anıt mezar olduğu
araştırmacılar tarafından ifade edilmektedir. Cami girişinin
sağındaki köşede bulunan anıt mezarın kubbesi ve mezar
kalıntıları halen mevcut diğer üç köşedeki mezar odaları ise
tadile uğramıştır.
Yapının
kuzey cephesi duvarı kısmen korunmuştur. Gerek cami girişi;
gerekse pencere etrafındaki motifler, süslemeler aslî
yapının ne kadar güzel olduğu konusunda insana fikir veriyor.
Bu kuzey cephenin köşelerinde bulunan türbelerin
duvarlarında bitkisel süslerle beslenmiş kufi yazı ile zarif
bir şekilde besmele yazılmıştır. Yapının genel
özelliklerinden Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor .
e) İMAM ABDULLAH ZAVİYESİ
Betonarme köprünün batı
yakasındaki tepecikte yer almaktadır .Bazı rivayetlerden;
buranın Hz. Peygamberin amcası Cafer-i Tayyar'ın
torunlarından İmam Abdullah'a ait olduğu anlaşılıyor.
Sultanı Takyeddin Abdullah (1249-1294) zamanında bir
hizmetçi, rüyasında İmam Abdullah’ın bu civarda şehit
düştüğünü görüyor. Sultanın izin vermesi ile yapılan
araştırmada merhumun naaşı tespit edilerek defnediliyor.
Eserin ayakta kalan tek bölümü kubbeli mezar kısmıdır.
Kubbenin etrafındaki külliye bölümleri tamamen harabe olmuş,
kubbenin bitişiğindeki kule biçimindeki minare de kısmen
harap olmuştur. Kubbenin girişinde yer alan kitabede yapının
878/14 78 tarihinde Akkoyunlular tarafından tamir edildiği
ifade ediliyor. Halen Diyarbakır müzesinde koruma
altında bulunan göz kamaştıran oyma ahşap kapı, orijinal
hali ile günümüze ulaşan birkaç ahşap parçadan biridir.
f) KALE KAPISI
|
Doğudan kaleye
çıkan merdivenli yolun başlarında yer alır. Üzerindeki
kitabeden 820/1416 Eyyubi Sultan Süleyman tarafından
yaptırıldığı anlaşılıyor. 580 yıldır ayakta kalabilen
kapıda, dayandığı kayaların çökmesi nedeni ile
tehlikeli çatlaklar oluşmuştur. Yıkılmaması için
acilen tedbir alınması gerekir. Kapının ön cephesi
kesme taşlardandır. Buna karşılık arka cephesi
eklentilerle beraber molozlardan yapılmıştır.
.Muhtemelen arka cephede muhafızlar için yerler vardı.
İkinci kapı olarak bilinen bu kapının hemen altında
8-10 yıl öncesine kadar bir kapı daha vardı. Bu
kapının iki kenarında iki aslan kabartması oyulmuş
süslü taşlar mevcuttu. Yıkılan bu kapının bazı
taşları Hasankeyf Kazıevi’nde koruma altındadır.
|
 |
Doğudan kaleye çıkılan yolun
üst taraflarında da üçüncü bir kapı daha yer almaktadır.
Kapı üstten harap olmuştur. Gerek ön cephesinde gerekse yan
cephesinde dikdörtgen levhalar içinde yazılar yer
almaktadır. Alınlığın üstünde bir kitabe olduğu
anlaşılıyorsa da; tahrip olmuştur. Bazı özelliklerinden
dolayı Eyyubilere ait olduğu tahmin ediliyor.
g) KÜÇÜK SARAY
Kalenin Kuzey-Doğu ucunda
bulunmaktadır. Kayalar aşağıdan itibaren saraya uygun bir
şekilde yontulduğu için dev bir kule görünümünü arz
etmektedir. Tarihi kaynaklardan 1328 yılında Eyyubi
Muciruddin Muhammed tarafından yapıldığı anlaşılıyor.
|
Hasankeyf’teki birçok
kubbe ve tonoz yapılarda olduğu gibi, bu sarayın
tonozu da; bol harcın içine gömülmüş
çanak-çömleklerden yapılmıştır.
Kuzeye bakan cephedeki
pencerenin üstünde iki aslan kabartması, bu
kabartmaların ortasında da kufî levhalar yer
almaktadır. Tarihi kayıtlardan sarayın duvarlarının
göz alıcı bir şekilde süslendiği, altın harflerle
yazılar yazıldığı anlaşılıyor. Ancak; bu yazılar
tamamen silinmiş veya sökülmüştür .
|
 |
Gerek Artuklular; gerekse
Eyyubiler döneminde Hasankeyf’in tarihî önemi göz önüne
alındığında yapıların yukarıda saydıklarımızdan daha fazla
olduğu söylenebilir.
C) AKKOYUNLU ESERİ ZEYNEL BEY
TÜRBESİ
Daha önce ifade edildiği gibi,
Akkoyunlular 1462-1482 yıllarında Hasankeyf’e tam hakim
olmuşlardır. Bu dönem içinde Hasankeyf'te bıraktıkları tek
eser Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey
Türbesi'dir. Dicle’nin kuzey yakasında yer alan bu eserin
giriş kapısı üzerindeki kitabede, buranın Zeynel Bey'e ait
olduğu ifade ediliyor.
 |
Eser dıştan silindirik,
içten ise sekizgen bir özellik arz eder .Türbenin
silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert,
sırlı tuğla ile dört kuşak oluşturulmuştur. Birinci
kuşakta '' ALLAH'' , ikinci ve üçüncü kuşaklarda baş
kısmında “AHMET'' devamında ise ''MUHAMMED'' dipteki
son kuşakta ise “ALİ'' isimleri hayranlık verici bir
şekilde yazılmıştır.
Hem kapı hem de güneydeki
pencere aynı renkteki sırlı tuğlalar kullanılarak
süslenmiştir. Yapının birçok yerinde, bu sırlı
tuğlaların söküldüğü, kasıtlı bir tahribatın yapıldığı
göze çarpıyor .
Üst kubbesinde aynı
tarzda süslerin izleri hala mevcuttur. Üst kubbedeki
çatlakların gittikçe açıldığı ve yıkılma tehlikesi arz
ettiği görülmektedir. |
Ç) HASANKEYF KALESİ
Kalenin iskan yeri olarak
kullanılması, milattan önceki binlerce yıla dayandığı
söylenebilir. Bu konuda kesin bir tarih tespit edecek hiçbir
bilgi ve bulguya sahip değiliz. Kale haline dönüştürülmesi
M.S. 363 yılında olmuştur. Bu tarihte Bizanslılar;
Sasanilere karşı Hasankeyf’e bir kale yapmış ve sınırlarını
koruma altına almıştır.
|
Kale bütünü ile tabii
kayalardan oluşmuştur. Biri doğuda biri batıda olmak
üzere iki merdivenli yol ile buraya ulaşılmaktadır.
Doğudaki yol hayli geniş, moloz taşlarla döşenmiş ve
aralıklarla yapılan kapılarla tutulmuştur. Bu
kapılardan biraz önce söz etmiştik. Hatta Artuklular
döneminde bu yolun üzerinde yedi tane kapının yer
aldığı tarihler de geçmektedir.
Kalenin kuzeyinde
kayalara oyulmuş, tamamen gizli ama şimdi tabii
yıkılmalar sonucu kısmen ortaya çıkmış iki merdivenli
yol bulunmaktadır. Normal yollarla kaleye su
çıkarılamadığı dönemlerde kale sakinleri bu merdivenli
yollarla Dicle'den su ihtiyaçlarını karşılamışlardır.
|
 |
Bu merdivenlerdeki tabii
yıkılmalara bakılırsa antik dönemlere ait olabileceği
ihtimali akla geliyor.
Kaleden daha yüksek mevkilerde
yer alan membalardan zaman zaman yerlere toprak künkler
yerleştirilerek; zaman zaman da kayalar oyularak su, kaleye
ulaştırılmıştır. Kalenin dikkat çeken bir özelliği de;
buraya gerek Eyyubiler, gerekse Artuklular döneminde kaynak
suyu çıkarılmış olmasıdır.
Uzundere Köyü'ne gidilirken
kalenin bir km. ilerisinde yolun sağındaki kayalarda oyulan
su yollarının izleri açık bir şekilde görülmektedir.
Yıkılmayan yerler incelendiğinde; kayalardaki bu su
yollarının tamamen gizli olduğu anlaşılmaktadır. Sular
cazibe ile kalenin kuzeyinde yer alan büyük havuza (depoya);
oradan da açılan kanallarla kalenin her tarafına
ulaştırılmıştır.
Artuklular döneminde hangi
hükümdarın kaleye su çıkardığını bilemiyoruz. Buna karşılık
Eyyubilerden Küçük Sarayı yapan Muciruddin Muhammed'in 1328
yılında kaleye su çıkardığını kaynaklardan öğreniyoruz.
Hatta kalede bu tarihten sonra ağaçların ve ekinlerin
ekildiğinden bahsedilmektedir. Kaledeki Ulu Cami
güneyinde, 100 metre ilerde hamama benzeyen yapılar
mevcuttur. Bu da kaleye bol miktarda suyun çıktığını
göstermektedir. Hamamın bu günkü halinden daha sonraları
kumaş dokuma atölyelerine dönüştürüldüğü anlaşılmaktadır.
Kalede yapılacak bir araştırmada, buna benzer bir çok kumaş
dokuma atölyesi olduğu görülecektir.
Ulu Cami güneyinde geniş bir
meydan vardır. Meydanın doğusu Büyük Saray kalıntılarına
kadar mezarlığa dönüştürülmüştür. Kaynaklardan bu
mezarlıkların yerinde, kale kapısına bakan noktada Eyyubiler
döneminde bir büyükçe Eyvan yapıldığı anlaşılıyor. Gerçekte
bu mevkide büyük taşlarla yapılmış duvar kalıntılarına
rastlanmaktadır. Kale, tabii kayalardan oluşmasına rağmen,
her tarafında burç izine rastlanmaktadır. Şüphesiz bunların
amacı, kaleyi düşman saldırılarından korumak değildir.
Herhalde kale sakinlerini düşme tehlikesinden korumak için
bu burçlar yapılmıştır.
Tarihlerde buranın silah zoru
ile ele geçtiği yazılmıyor. Yalnız; Moğollar döneminde şehir
gibi, kale de harap edilmiştir. Kuzeyi Dicle ile çevrili
kalenin, diğer taraflarında derin yarıklar vardır. Kuzeyden
geniş olan kale, güneye gittikçe daralmaktadır. Kaledeki
evlerin çoğu, oyulmuş mağaralardan oluşuyor. Genellikle
bir-iki odadan ibarettir. Bir kaç odadan ibaret geniş
olanları da vardır. Büyük Saraya doğru giderken sağda
bulunan Cami'u-l Harap'ta, sonradan oraya konduğu anlaşılan
bir kitabe parçası vardır. Kısmen aşındığı için okunmuyor.
D) KÜÇÜK KALE
|
Halk
arasında küçük kale olarak bilinen ve kalenin
doğusunda yer alan kaya kütleri bir zamanlar darphane
olarak kullanılıyordu. Artukulular ve Eyyubiler
döneminde burada paralar basılmıştır. Bu paraların
örnekleri özellikle Mardin müzesinde mevcuttur. Moğol
harabiyetinden sonra Eyyubiler bir müddet burayı
mesken olarak da kullanmışlardır. Buraya kale kapısı
karşısındaki bir merdivenle çıkılıyordu. Merdiveni
taşıyan kaya kütlesinin kısmen çökmesi ile bugün
merdivenle darphaneye çıkmak mümkün değildir .
Darphanenin güneyi, sekiz metre genişliğinde, 10-12
metre derinliğinde oyulduğu için darphaneye çıkmak
mümkün olmamaktadır . |
 |
Orada
yaptığımız incelemede mesken olarak kullanılan evlere, su
havuzuna, su kanallarına, sarnıçlara ve değişik amaçlarla
kullanılan mağaralara rastladık. Ayrıca küçük kaleyi
çevreleyen burç kalıntılarına da yer yer rastlanıyor .
Özellikle kale zaman zaman da darphane define
arayıcılarının tahribatına uğruyor. Bir şeyler olduğu tahmin
edilen her yer kazılmıştır .Kalenin, şehirdeki tarihi
eserlerle birlikte koruma altına alınıp, tahribata son
verilmesi gerekmektedir .
E) ŞEHİR
Kale dışında da geniş bir
alanın iskan yeri olarak kullanıldığı bu günkü kalıntılardan
anlaşılmaktadır. Kaleyi doğudan baştan başa çevreleyen büyük
yarık (Şa'bülkebir) Hasankeyf’ in en yoğun iskan yerlerinden
olduğu hem tarihi kayıtlardan; hem de bol sayıdaki
mağaralardan anlaşılıyor.
Küçük sarayın
doğudaki penceresinden bakıldığında güneydoğu istikametine
uzanan küçük yankın (Şa'büssağir) iki taraflı meskenlerle
doludur. Yukarı doğru gittikçe yarık daralmakta bir noktada
mağara evler sona ermektedir. Şehrin güneyinde yer a1an kaya
kütlesinin şehre bakan cephesi de ev olarak kullanılan
yüzlerce mağara ile doludur. Bu mağaralar silsilesi
Salihiyye üzerindeki şela1e mevkiinden güneye doğru
kıvrılarak uzanmaktadır .Burada da yüzlerce mağara ve
terkedilmiş onlarca su değirmeni kalıntıları vardır .
|
Salihiye Bahçelerinin en
doğusundaki kaya kütlesi zirvesinde iki kattan oluşan
bir kaç odadan ibaret kral kızı sarayı vardır.
Burasının zamanında seyir amacı ile kullanıldığı
anlatılmaktadır . Salihiye bahçelerinin doğusunda
yüzlerce mağara yapıları mevcuttur . Bunların arasında
sosyal amaçlı kullanılan (han gibi) mağaralara da
rastlanıyor.
Dicle'nin karşı
kıyısında, Kure köyünün bitişiğindeki bölgede iki üç
katlı oldukları tespit edilen yapılar mevcuttur . |
 |
Ayrıca
kalenin batı ve güneyini çevreleyen yarıklarda da yoğun
olmasa da mesken amaçlı bir çok mağaraya rastlanıyor.
Şehrin iskan edilen yerleri şüphesiz bu kayalara oyulmuş
evlerden (mağaralar) ibaret değildir. Şimdiki mevcut şehrin
tümü orta çağda da iskan yeri olarak kullanılıyordu. Hatta
şehir merkezinden bir iki Km doğusuna kadar, oradan nehre
ininceye kadar geniş bir alanın mesken olarak kullanıldığı
bu günkü izlerden anlaşılıyor .
Kaleye su çıkaran Artuklu ve
Eyyubiler şehre de kanallar vasıtası ile su getirmişlerdir .
Şehre gelen su kana11armdan biri ''Ziha'' vadisinden
geliyordu. Muhtemelen şimdi Salihiye bahçelerini sulayan
membadan ve bu gün ku11andan kanallarla şehre su
taşınıyordu. Diğeri ise Akyar (Mervani) Köyü yakınlarından
başlayarak Üçyol köyü boğazı batı yakasından döşenen künkler
vasıtası ile şehre su getiri1miştir .
Şehrin böylesine geniş bir
alana sahip olmasına karşılık şehri koruyan surların iç
kısımda kaldığı görülüyor .Bu gün Salihiye bahçelerinin batı
köşesi hizasından aşağıya doğru uzanan sur ka1ıntıları
görülüyor .Bu surların 150 m. kadar aşağı doğru uzadıktan
sonra bahçelerin altından doğuya doğru kıvrılarak bu günkü
belediye lojmanları hizasında nehre doğru yeniden kırılarak
Dicle'ye kadar indikleri yer yer mevcut olan kalıntılardan
anlaşılıyor.
Surların bu günkü kalınlığına
bakılırsa şehri korumada zayıf kaldıkları söylenebilir .
Ayrıca surların içindekiler kadar dışında da iskan alanı
olması Hasankeyf’in orta çağda devamlı büyüdüğünü ve
geliştiğini göstermektedir . Şüphesiz bu kadar geniş alana
kurulu bir şehrin, belki de yüz binlere ulaşan nüfusun
ihtiyaçlarını karşılayacak sosyal yapılarının da olması
gerekiyordu.
Yukarda bahsettiğimiz yapılar
dışında bir çok cami, mescit, medrese, külliye, hanlar ve
çarşılar vardı. 14. ve 15. asırlarda Hasankeyf’teki
çarşıların ticari mal1arla dolu olduğu o dönemin seyyahların
ifadelerinden anlaşılıyor . Gayrimüs1imlere ait bazı
yapıların da (kilise kalıntılarının) mevcudiyeti
Hasankeyf’te Müslümanlarla Hıristiyanların iç içe
yaşadıklarını gösteriyor .
El Rızk Camii'nin 100 m kadar
doğusunda evlerin arasında bulunan kilise kalıntısı
bunlardan bir tanesidir. Ayrıca Sultan Süleyman Camii'nden
küçük yarığa ulaşınca solda gayrimüslimlere ait kaya
mezarları da vardır .
Dicle kenarındaki El Rızk Camii
yanından Sultan Süleyman Camii civarına oradan da doğuya
doğru uzanan bir yer altı tüneli oldu söyleniyor. Ancak bu
tünelin ağzı tamamen kapalı olduğundan buraya girmek mümkün
olmamıştır .
Hasankeyf, Bağdat'a kadar akıp
giden Dicle nehrinin kenarında olması şehre ticari açıdan
önemli bir avantaj sağlamıştır .Ticari maI1ar nehir yolu ile
güneye ulaştırılarak satılıyor karşılığında a1ınan mallar
Hasankeyf’e getiriliyordu.
Hasankeyf, geniş iskan alanı,
yoğun nüfusu ve korunaklı kalesi ile ortaçağın önemli
şehirlerinden biri idi. 1524’ de tamamen Osmanlıların eline
geçtiğinde hâlâ böyle büyük olduğundan, sancak merkezi
yapılmıştır. O zaman Hasankeyf sancağına Siirt, Erzen,
Beşiri, Tûr (Midyat) bağlanmıştır.
19. asrın ortalarında ise
Diyarbakır Sancağı'na bağlı bir kazaya dönüştürülmüş,
Osmanlının son dönemlerinde de Midyat kazasına bağlı bir
kasaba haline gelmiştir. Bu da Hasankeyf’in Osmanlılar
döneminde gittikçe önemini kaybettiğini göstermektedir.
Hasankeyf’teki mağara evleri
çok farklı özellikler arz etmektedir. Çoğunluğu sade ve bir-
iki odalıdır .Özellikle yüksek yamaçlardaki mağara1arın
bazı1arınn iki katlı ( dubleks ) hat üç katlı (tripleks)
olanlarına rastlanıyor.
Hasankeyf’in dışında da tarihi
özellik arz eden mevkiler ve eserler vardır .Karaköy Köyü
eski yaya yolu üzerindeki ''Ziha'' vadisinde
Hasankeyf’e 2-3 km uzaklıkta 12 mihraplı Mescid-i Ali
diye bilinen bir mağara vardır .İbadet mekanının ön
cephesinde büyükçe bir mihrabın sağında ve solunda küçük
mihrapçıklar vardır .Bu mihraplarda Şii inancında büyük yer
tutan on iki imamın adı yazılmıştır .
Dıfne Köyü (Üçyol) Bane Mahar
mevkiinde bir kilise kalıntısı bulunmaktadır. Köyün
aşağısında da, derenin karşı kıyısında kayalara oyulmuş
ibadet amacı ile yapıldığı söylenen mağaralar bulunmaktadır
.
|